9 Aralık 2014 Salı

GoldenRose Dipliner




Bence eyeliner makyajın en önemli kısmı. Olmazsa olmazı. İster gece ister gündüz olsun ister okula gideyim ister düğüne hiç fark etmez her zaman eyeliner sürebilirim. Ve benim favorimse kesinlikle kalem eyelinerlar. Çünkü diğerlerini beceremiyorum :( 


Son zamanlarda aldığım bir ürün olan Goldenrose Dipliner bu beceri olayımı geliştirme amaçlı alındı ama henüz pek faydasını göremedim :( Öncelikle rengi tam olarak siyah bazı markalar gibi griye kayan bir renk değil. Yapısı kaygan kolay sürülüyor ve benim gözümde alerji, yanma yapmadı. Ama sorun şu ki gözüme şekil veremiyorum. Ben uç kısmını ince ve sivri şekilde kullanıyorum genelde ama bu üründe bunu yapmak pek mümkün değil sanırım :( Bir de iki kat sürme sorunu var. Linerı gözüme sürüyorum düzeltmek için ikinci katı geçerken üstünden alttaki renk sıyrılıyor o aparat adeta sünger olup siliyor :( Ben de bu durumu düzelteyim derken kırk kere aynı yerin üstünden geçmek zorunda kalıyorum.  Kalıcılık konusunda da pek bir şey söyleyemeyeceğim . Ağlamadığınız ve elinizle oynamadığınız zaman saatlerce yerinde kalıyor ama su değdiği an şeklinde bozulmalar meydana geliyor. Bu özelliğinin tek iyi yanı çıkarırken zorluk yaşamıyor olmam :)



 Belki kuyruksuz ve ince eyeliner sevenler için ideal olabilir ama ben kalın ve kuyruklu sevdiğim için fazlasıyla zorlanıyorum.


İndirimdeyken yaklaşık 6-7 liraya bulabileceğiniz bir ürün. Bu açıdan alıp elinizin altında bulundurabilirsiniz ama kesinlikle mükemmel eyeliner değil :( belki de bu fiyata bu kadar oluyordur nerden bilelim :(

Sizin bu konuda görüşleriniz neler? 
Favori eyelinerınız hangisi? 
Yorumlarınızı bekliyoruuuuum :)


3 Aralık 2014 Çarşamba

Neler Dinliyorum Neler yapıyorum :)



Güzel bir gün bugün. Uzun bir aradan sonra okuluma gittim derse pek girmesem de arkadaşlarımla dertleştim güldüm konuştum dedikodu yaptım. Şimdi de oturdum ve yeni bir yazı yazmaya karar verdim. Fonda Lana Del Rey elimde koca fincan kahvem var yanında bir de keyfim var tabii ;) Ama şöyle bir sorun var ki ne yazacağımı henüz kestirebilmiş değilim.  Bunları yazarken aklımda oluşan düşünce ise sizlere Lana Del Rey’i anlatmak gibi bir şey. Daha doğrusu kendimi mi anlatmak desem bilemedim. Sizlerin de anladığı gibi doğaçlama biz yazı olacak. Ortaya karışık bir şeyler yazacağım artık.

                                       
Lana Del Rey ile tanışmam Summertime Sadness ile oldu. O sıralar çok meşhur olan şarkı her kanalda bangır bangır veriliyordu. İlk başta sevmiş olmasam da kendisini şu an gerçekten bu kadın benim kadınım şarkıları sesi  tam anlamıyla ben diyebiliyorum.  Summertime Sadness’ten sonra Born To Die dedi benim için sevgili Lana :)  Bu şarkıyı sevme nedenim içinde don’t make me sad don’t make me cry (beni üzme, beni ağlatma) sözlerinin geçmesi ve bu sözlerin o buğulu sesle birleşip benim üstümde çok derin etkiler yaratması sanırım. Daha sonraları Without You şarkısı gönlümü fethetti. O aralar sevgilimin olması ve bu şarkıyı onun da seviyor olması tabii ki büyük bir etken oldu bu duruma.  Şarkının bana en çok dokunan satırı ise I’ve nothing without you (sensiz hiçbir şeye sahi değilim) olmuştur. Laf aramızda sevgilime küçük bir sürpriz yapmak istemiştim ve sigara alıp üstüne bu sözleri yazmıştım. Bence gayet başarılı bir düşünceydi ama o saklamak yerine içti. Neyse bu konu çok ayrı bir konu tabii ki :)  sevgilimden ayrıldığım dönemde ise Dark Paradise dinlerken buluyordum kendimi sürekli.  Lana del Rey’in şarkılarına en iyi eşlik eden şeyin göz yaşı olduğunu düşünürüm hep.  Mutluyken de dinlerim evet ama ağlamalarımın en iyi arkadaşı olmuştur onun sesi ve sözleri. Şimdilerdeyse Never Let Me Go şarkısına takmış durumdayım. Her gün dinliyorum mutlaka özellikle kendimi iyi hissetmediğim anlarda. 

                                         

İşte benim müzik zevkim ve Lana Del Rey hikayem. Siz de Lana Del Rey dinleyicilerindenseniz yorum kısmında buluşalım :) Yok eğer değilseniz yine buluşalım her türlü tavsiyeye yeni seslere isimlere açığım. 

25 Kasım 2014 Salı

Unutursam Fısılda

Ben yine gece gece rahat durmadım oturdum bu yazıya başladım. Bugün benim için fazla hüzünlü bir gün nedendir bilmem. İlk defa düzgün bir abla gibi kardeşlerimi alıp sinemaya götürdüm. Oturduk beraber unutursam fısılda filmini izledik. Tabii ki bu mutlu aile tablomuz uzun sürmedi çıkışında hemen kavga ettik ve şimdi konuşmuyoruz birbirimizle. Ben de hırsımı filmlerden almayı deneyerek 4 film bir dizi izledim ve artık ağlamaktan gözlerim şişti dünyayı çok küçük bir pencereden görebiliyorum.

Neyse gelelim filmimize. Unutursam Fısılda! İlk yarıda genelde insanları güldüren ikinci yarıda ağlatan beni ise hıçkırıklarımı tutmak için peçeteyi ağzıma sokturan bir film oldu. belki benim ağlamaya olan hevesimden bilemiyorum ama küçük kardeşim Tunahan bile ben 2 yerinde ağladım diyorsa vardır bu işte bir iş.



Bir Çağan Irmak eseri olan filmin oyuncuları olarak Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Kerem Bursin, Gözde Çığacı, Hümeyra ve Işıl Yüceso'yu sayabiliriz. Küçük bir kasabaya kaymakam oğlu olarak gelen Tarık'a aşık iki kardeş ve müzik sevdası işleniyor filmde. Tarıkla birbirini seven Hatice ve Tarık'a aşık Hanife. Tarık ve Hatice'nin hem birbirlerine hem müziğe olan sevdasının onları İstanbul'a Erhan'ın yanına kaçmaya zorlar. Tarık, Hatice ve Erhan kendi şarkılarını besteleyerek ve Hatice'nin ablasından çaldığı şiirlerini şarkı sözü haline getirerek 70'li yılların ünlü simaları haline gelirler. Bu duruma dayanamayan Hatice'nin babası felç geçirir ve annesi erken yaşta ölür. Hasta babasına ise ablası Hanife bakar ve hayatının mahvolmasından her zaman Haticeyi nam-ı diğer Ayperi'yi suçlar. biricik sevgilisi kocası Tarık'ın ölümünden sonra bir türlü eski ününü koruyamayan Ayperi yaşlandığı zaman dolandırılması ve alzheimer hastalığının başlangıcında olması sebebiyle eski yuvasına ablasının yanına döner. Hanife yıllardır biriktirmiş olduğu intikam ve nefret duygularıyla kardeşine olan sevgisinin arasında kalır. Erhan'ın Ayperiyi tekrar bulması ve Ayperi için düzenlenecek bir gecenin oluşturulmasıyla biten film gerek abla kardeşin çatışmaları olsun gerek Tarıkla Ayperi'nin birbirine olan aşkları olsun bol bol göz yaşı döktürecek niteliktedir. Ayrıca filmin bir geçmişe bir şimdiye giderek gayet başarılı yapılmış olması, kurgunun ve oyuncuların bu denli güçlü olması Türk Sinemasının da ne kadar gelişmiş olduğunun, değerinin arttığının bir kanıtıdır,

Bu güzel kış günlerinde yapacak hiçbir şey bulamadığınız zaman ister tek başınıza ister sevdiklerinizle izleyebileceğiniz gayet başarılı bir film olur kendisi. Eğer hala izlemediyseniz gidip bir an önce izleyin, izlediyseniz de yorum yapın tartışalım konuşalım değerlendirelim burada :)

23 Kasım 2014 Pazar

Evde far bazı yapımı!


Bugün sizlerle evde kendi yaptığım far bazımı anlatmak istiyorum J O kadar para verip bir sürü far alıyorum ama bir türlü rengini vermiyor diyenlerdenim. Açıkcası bu durumun sebebini bilmiyorum. Göz kapaklarımın rengi çok koyu ondan mı ya da farların pigmentasyonu güçlü değil ondan mı bilemiyorum. Bugüne kadar hep bunun sorununu yaşadım. Far bazı sözünü bi yerlerden duymuştum ama alıp denemeye hiç fırsatım olmamıştı. Genelde göz altı kapatıcımı ( göz altı kapatıcım hakkında yazımı okumak için buraya tık!! ) göz kapağıma da uygulayarak far bazı oluşturmaya çalıştım ama pek başarılı bir sonuç elde edemedim. Farların ya rengi bozuldu bu şekilde ya da birikmeler yaptı. Bende oturdum araştırdım bunu nasıl önlerim diye ve evde far bazı yapımı videoları izlemeye başladım. En çok Londra’da Bi Türk Kızı’nın videosunu beğendim.  Evde yapılan far bazının maliyetinin hem daha ucuz hem de hazır alınanlara göre daha başarılı sonuçlar verdiğini söylüyor kendisi. Şu an elimde herhangi bir far bazı olmadığı için bir karşılaştırma yapamayacağım ama maliyet konusunda kesinlikle hak veriyorum J

Gelelim far bazımızın yapımına. Öncelikle elinizde far bazını muhafaza edeceğiniz bir kap olması gerekiyor. Bunun için çeşitli küçük kutular alabilirsiniz ya da kendiniz üretebilirsiniz. (küçük saklama kabı yapımı hakkında videolar var bakmanızı tavsiye ederim J ) ben bitmiş küçük krem kutuları ya da lens solüsyon kabımı kullanmayı tercih ettim senelerdir lens kullanan biri olarak elimde bol miktarda mevcut ve kullanacak yer arıyorum atmaya kıyamadığım için J  ikinci aşama olarak malzemeleri ayarlamamız gerekiyor. Koyu kıvamlı vücut kremi, fondöten ve pudraya ihtiyacımız var. Eğer isterseniz elinizde bulunan göz altı kapatıcılarınızdan da ekleyebilirsiniz az bir miktar.
 


Ben krem olarak niveanın herkes tarafından bilinen o mavi kutudaki kremini kullanmayı tercih ettim çünkü elimdeki en koyu kvamlı krem o. Ayrıca nemlendirme özelliği de var. Fondöten olarak Maybelline’in Affitone Fondötenini kullandım. Az bir miktar kullandığım pudramdan ekledim. Pudranızın ışıltılı olmamasına dikkat edin. ( Tabii far bazınızın ışıltılı olmasını istemiyorsanız. Eğer istiyorsanız ek olarak açık renk ışıltılı farlarınızdan ekleyebilirsiniz. ) genel olarak izlediğim videolarda krem+kremin yarısı oranında fondöten+fondötenin yarısı kadar pudra şeklinde bir tarife ulaştım. Karışımınızı içinde topaklar kalmayacak şekilde karıştırıp (ki ben çay kaşığı kullandım J) ağzı kapalı şekilde saklayabilirsiniz. İlk denemem olduğu ve sonucundan memnun kalıp kalmayacağımı bilmediğim için ben küçük bir miktarda yaptım. Ama gayet başarılı buldum kendi far bazımı.



 Umarım siz de deneyip  renk vermeyen far sorununuza bi çözüm bulmuş olursunuz J


 Alttaki far bazsız direk uygulandı üstteki far bazıyla beraber uygulandı.