7 Ağustos 2015 Cuma

Ver elini Moskova

Merhabalar merhabalar :) bu yazıyı sizlere birkaç gün önce soğuktan üşüyüp kazakla ortalarda dolaşırken şu an Ankara'nın sıcağında kendinden geçmenin verdiği şokla yazıyorum :) Sanırım uzun bir yazı dizisi olacak çünkü anlatmak istediğim çok fazla anı çok fazla kahkaha var hafızamda :)



Öncelikle konuyu bilmeyenler için güzel bir giriş yapmak istiyorum. Yaklaşık bir aydır Moskova Devlet Üniversitesinde okulumun anlaşması sayesinde dil eğitimi görüyor(dum)um. Şu an Ankara'ya dönmüş bulunmaktayım ve hemen geri dönmek istiyorum çünkü deli gibi bir sıcak var buralarda ve insana evde oturmaktan başka bir seçenek sunmuyor :( 





Moskova'ya ilk gittiğim gün büyük bir şok oldu benim için çünkü ailemden ve yurttan ilk defa ayrılıyordum ve kalacağımız yerin koşulları gerçekten çok kötü durumdaydı. Hatta bazı arkadaşlarımız dayanamayıp ertesi gün Türkiye2ye döndüler. Ama zamanla kokusuna, pisliğine, tüm zorluğuna ve Çinli oda arkadaşıma rağmen alışıp ev bildim yurt odamı :)

29 gün kaldım ve yaklaşık 16 gün ders gördük tabii ki pek iyi bir öğrenci olmadığım için tüm derslere katılmak yerine daha fazla uyuma ve gezme seçeneklerini değerlendirdim :) Çok gezdim, çok gördüm, çok öğrendim ve çok sevdim Moskovayı.



Gezmesi görmesi güzeldi de ilk zamanlar açlık çok zorladı bizleri. Özellikle benim gibi domuz yememeye özen gösterenler için  tavuk ve balık en sağlam seçenek çünkü diğer ürünlerde katkı olarak kullanılıyor domuz eti. Onun dışında Rus mutfağı resmen ölmüş diyorum ve başka yorum yapmıyorum sizlere çünkü gittiğim süre boyunca doydum dediğim zamanlar bir elin parmaklarını geçmez onlar da genelde İtalyan restoranı ya da Türkiye'de de bulunan çeşitli hamburger markaları sayesinde oldu. Ama Rus mutfağını öğrenmek istiyorum diyorsanız my-my (mu-mu) denilen ve her yerde karşınıza çıkan restoranları deneyebilirsiniz ortalama bir fiyat ve ortalama bir lezzete sahip.



İkinci zorlandığım konu su meselesi oldu çünkü suların tadı gerçekten çok kötü kaldığım süre boyunca toplam 2 litre su içmemişimdir sanırım. Su eksiğimi her yemeğin yanında tüketilen komposto ya da gazlı içeceklerle gidermeye çalıştım :( Ayrıca birayı 1 liraya alabiliyorken suya 3 4 lira para vermek çok koyuyor insana:)



Bu yazıda son olarak bahsedeceğim şey ise alışveriş konusu olacak. Alışveriş merkezlerine girdiğiniz zaman pek fazla R
us markası göremeyeceksiniz bu sebeple çoğu ürün Türkiyeyle aynı fiyatta ya da daha pahalı bu durum da bizim her gördüğümüzü almamıza engel oldu:( Aynı şey kozmetik ürünleri için de geçerli. Türkiye'de olan markalar Türkiyeyle aynı fiyatta ya da daha pahalı. Kozmetikçilere girdiğiniz zaman dört bir yanınızı Diorlar, Chaneller, Yve Saint Laurentler kaplıyor ve kendinizden geçiyorsunuz. Yurdumuzun yakınında bulunan marketten topladığım yüz temizleyicileri ve maskeleri saymazsak fiyatlarından dolayı pek fazla kozmetik alışverişi yapamadım maalesef:)



Bu yazımı burada sonlandırıp gezip gördüğüm yerleri bir sonraki yazıma saklıyorum hepinize iyi okumalar :)